<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aburcuburcu &#187; Yayınlanan Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.aburcuburcu.com/category/yayinlanan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aburcuburcu.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Nov 2009 00:07:45 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İkilemlerim</title>
		<link>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/ikilemlerim/</link>
		<comments>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/ikilemlerim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 13:55:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yayınlanan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aburcuburcu.com/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[National Geographic kanalının Tarihin En Ölümcül Silahları belgeselinde ön saflarda yerini alan &#8216;Ving Tsun&#8217; ile benim işim ne?
Hayallerin şehri İstanbul&#8217;a taşınalı henüz iki sene oldu ama bu süre zarfında evime iki kere hırsız girdi ve üçü evimin önünde olmak üzere beş kere gaspa uğradım. Yaşadıklarımı anlattığım arkadaşlarımın, daha kötüsü olmadığı için aslında şanslı olduğumu söylemeleriyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="margin-right: 10px; margin-bottom: 10px;" title="ving tsun" src="http://www.aburcuburcu.com/wp-content/uploads/2009/11/ving-tsun1-200x300.jpg" alt="ving tsun" width="200" height="300" />National Geographic kanalının Tarihin En Ölümcül Silahları belgeselinde ön saflarda yerini alan &#8216;Ving Tsun&#8217; ile benim işim ne?</p>
<p>Hayallerin şehri İstanbul&#8217;a taşınalı henüz iki sene oldu ama bu süre zarfında evime iki kere hırsız girdi ve üçü evimin önünde olmak üzere beş kere gaspa uğradım. Yaşadıklarımı anlattığım arkadaşlarımın, daha kötüsü olmadığı için aslında şanslı olduğumu söylemeleriyle başıma gelenlerin pişmiş tavuk örneğiyle benzerlik taşıdığına olan inancım yerini, kendimi korumak için yapabileceğim şeyler üzerine kafa yormaya bıraktı.</p>
<p>Ufak tefek bir kadın olarak kendimi savunmak üzere ilk aklıma gelen şeyler göz yaşartıcı sprey, elektroşok cihazı ve alarm cihazları oldu. Aklıma gelen ve araştırdığım çözümlerin bazılarını bana uygun olmadıkları için bazılarını ise pek de işe yaramadıklarını düşündüğümden eledim. Araştırmaya devam ederken hayli ilginç aynı zamanda düşündürücü bazı verilere de rastladım. Mesela Emniyet Genel Müdürlüğü&#8217;nün rakamlarına göre, 2006 yılında asayiş suçları yüzde 61, şahsa karşı işlenen suçlar yüzde 62, mala karşı işlenen suçlar yüzde 60 artmış. Başka bir deyişle, her 40 saniyede bir birilerinin canına ya da malına kastedilmiş. Geçen seneyle bu sene arasında kapkaçın neredeyse ikiye katlandığını görüyoruz. 2005&#8242;te 7 bin 168 kapkaç olurken, bu sayı 2006&#8242;da 12 bin 154&#8242;e fırlamış. Araştırmaktan yorulmuş ve öğrendiğim bilgilerden bir hayli kaygıya kapılmış olarak tam pes etmek üzereydim ki, yakın dövüşün bilimsel yöntemlerle rafine edilmiş hali olan Ving Tsun&#8217;la (ving çun) karşılaştım. Aşırı güç gerektirmemesi, bünyesinde tuğla, taş, tahta kırmacılığı, uçan tekmeler, bağırıp çağırmalar, hoplamalar zıplamalar bulundurmamasıyla ilk anda etkiledi beni.</p>
<p>Turna ile tilkinin kavgası</p>
<p>Ving Tsun&#8217;un doğuş hikâyesi 300 yıl öncesine kadar uzanıyor. Çin, Hanedanlığı başlangıcında Mançuryalıların hakimiyeti altındadır. O dönemde ünlü Shaolin manastırında Shaolin Kung-fu, rahipler tarafından geliştirilip öğrencilere aktarılıyor. Bu manastırı kendileri için tehlike olarak gören Mançurya İmparatoru manastırı kapatma kararı alınca, dağlara kaçan rahibe ve rahipler burada direnişçilere dövüş sanatını öğretmeye başlarlar. Ancak bu arada Mançuryalılar da hain manastır öğrencilerinden Shaolin Kung-fu&#8217;nun inceliklerini öğrenmektedirler. Bunun üzerine rahibe Ng Mui yeni bir dövüş sanatı arayışına girer. Bu yeni stil rakibi kolay tekniklerle, büyük bir güce ihtiyaç olmaksızın alt etmek fikrine dayanmaktadır. Fikrin gelişiminde etkili olan bir turna ile tilkinin kavgası. Turna hiç geri hareket etmeyerek ustaca manevralarla tilkiyi yanına yaklaştırmaz. Tilkinin her saldırısında turna, kanadıyla gücü yönlendirerek aynı anda tilkiyi gagasıyla tartaklar. Bu olay rahibenin Shaolin tekniklerindeki yanlış prensibi anlamasına neden olmuş: &#8220;Kuvvete karşı kuvvet&#8221; prensibi güçlü bir rakip karşısında ümitsizliğe yol açmaktadır. Akıllıca olan rakibin gücünü saptırmak ve bu gücü ona saldırmak üzere kullanmaktı&#8230;</p>
<p>Rahibe, yeni stili geliştirdiği günlerde, sıklıkla alışveriş yaptığı dükkan sahibinin kızı Yim Wing Chun&#8217;un bir savaş lordu tarafından evliliğe zorlanmakta olduğunu öğrenir. Bunun üzerine yeni dövüş stilini Wing Chun&#8217;a öğretir. Wing Chun bu dövüş sanatı sayesinde lordu hayatından uzaklaştırarak sevdiği adamla evlenir. Rahibe de bu ufak tefek kızın zaferinin ardından yeni dövüş sanatının adını Wing Chun olarak seçer. Wing Chun dövüş tekniklerini kocasına da öğretir ve böylece yeni stil onlar tarafından başkalarına aktarılmaya başlanır.</p>
<p>Evet, hikâyesi Çin&#8217;de böyle başlayan Ving Tsun, Almanya&#8217;da kendilerini neonazilere karşı savunmak için bu savaş sanatını öğrenen ikinci jenerasyon Türk gençleri tarafından 1980&#8242;lerde Türkiye&#8217;ye getirilmiş. O yıldan günümüze bir hayli okul açılmış kapanmış, yani Ving Tsun bir hayli rağbet görmüş Türk halkı tarafından. Aklımdaki sorulara cevap bulmak üzere, İstanbul&#8217;da Ving Tsun eğitimini en iyi şekilde veren yerlerden biri olan Martial Arts Club&#8217;a giderek, Ving Tsun Kung Fu Association-Europe organizasyonu Türkiye koordinatörü ve eğitmeni Sifu Nedret Kılıç ile konuşmanın yerinde olacağını düşündüm.</p>
<p>Savaş sanatları okulunda sadece dövüş teknikleri mi öğretilir?<br />
Savunma dersi veren pek çok okul, fiziksel karşılaşmalardan kaçınma veya bunları etkisiz hale getirme amaçlı stratejiler de öğretiyor. Bu gibi derslerin amacı duruş stratejilerini öğretmek ve savunmadaki kişinin kendine güvenini artırmaktır. Kendine güvenin, fiziksel saldırıların bir kısmını engellediği düşünülüyor. Adrenalin ve korku faktörünü olumluya çevirip kullanabilme yeteneği ve en önemlisi farkındalık eğitimi, tekniğin yanı sıra tamamlayıcı öğeler olarak öğretilmelidir.</p>
<p>Ving Tsun sisteminden teknik olarak da biraz bahseder misiniz?<br />
Sistemde altı form vardır. Çıplak el formları ve tahta adam formu, silahsız yakın dövüşe ait kavram ve prensipleri içerir. Silahlar daha sonra öğretilir. İyi idman yapan yetenekli bir öğrenci, sistemi yaklaşık beş yılda tamamlar, genel hatlarıyla öğrenmiş olur, ustalaşması elbette zaman alacaktır. Sokakta kendini koruyacak seviyeye gelmesi ise ortalama 1,5 yıldır. Eğitim esnasında herkese aynı prensipler ve teknikler gösterilirken yaş, amaç ve fiziki kapasite değişkenlerine ve kabiliyetine göre öğrencilere farklı yaklaşılır.</p>
<p>Son olarak Ving Tsun&#8217;un felsefi ve ruhani yönünü açıklar mısınız?<br />
Çin tüm orijinli savaş becerileri felsefi düşünceye bir şekilde bağlıdır. Ving Tsun felsefesi bireye kendini nasıl dengede tutması gerektiğini öğretir. Bu temel fikir Çin&#8217;in üç büyük dini olan Taoizm, Budizm ve Konfüçyanizm&#8217;den kaynaklanır. İnsanların aşırılıklardan ziyade orta yolda yaşamalarını salık verir. Ving Tsun savaş teknikleri, Ying Yang -evrensel denge- prensibi üzerine dizayn edilmiştir. Hareketlerde inanılmaz bir yumuşaklık ve akıcılıkla birlikte temas anında büyük bir tahribat gözlenir.<br />
Sifu Nedret Kılıç&#8217;tan sorularıma aldığım doyurucu yanıtlar sonucunda artık bir Ving Tsun öğrencisiyim. Başlayalı kısa bir süre olmasına rağmen, Ving Tsun&#8217;un bedenin ruhsal yönden dengesini sağlayan form çalışmaları, üzerimdeki stresi azalttı bile. İnsan bedensel ve ruhsal anlamda hem kendini tanıyor hem de geliştiğini hissedebiliyor; bu da içsel enerjinin ortaya çıkmasını sağlıyor. Yaşadıklarımızın çoğu zaman bizi nerelere götürebileceğini kestiremiyoruz. Kötü bir olayın sonucunun böyle güzel bir getirisi de olabiliyor. Yine de bu hepimizin Ving Tsun öğrenerek gaspçı ve hırsızlarla tek başımıza savaşacağımız anlamına gelmiyor tabii. En güzeli emniyet güçlerimizin görevlerini tam olarak yapmaları ve Ving Tsun öğrenmenin de bizim yanımıza kâr kalması.</p>
<p>11.03.2007<a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6841"></a></p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6841">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6841</a>\</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/ikilemlerim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özlemlerim</title>
		<link>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/35/</link>
		<comments>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/35/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 13:16:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yayınlanan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aburcuburcu.com/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[
Bir Yazının Ardından 
 
Yazımın yayınlandığı gün grupta sadece bir kişiydim. 
Yazı yayınlanalı henüz çok kısa bir zaman olmasına rağmen bu adreste şimdi 250 kişiyiz.
 
 23 Temmuz 2006 tarihinde Radikal İki&#8217;de yayınlanan &#8220;Beyrut&#8217;taydım, Barış İçin!&#8221; başlıklı yazımda, 2005 Eylül&#8217;ünde Lübnan&#8217;dan başlayıp Filistin&#8217;e kadar &#8216;Barış&#8217; için bisiklete binen 300&#8242;e yakın kadından biri olduğumu belirtmiştim. Aynı yazıda Lübnanlılara manevi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-39" title="Lübnan İçin Elele - İstanbul Grubu" src="http://www.aburcuburcu.com/wp-content/uploads/2009/11/eylem_0171-300x225.jpg" alt="Lübnan İçin Elele - İstanbul Grubu" width="300" height="225" /></strong></span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: large;"><strong>Bir Yazının Ardından</strong></span> </span></span></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong> </strong></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Yazımın yayınlandığı gün grupta sadece bir kişiydim. </strong></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Yazı yayınlanalı henüz çok kısa bir zaman olmasına rağmen bu adreste şimdi 250 kişiyiz.</strong></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong> </strong></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"> </span><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;">23 Temmuz 2006 tarihinde Radikal İki&#8217;de yayınlanan &#8220;Beyrut&#8217;taydım, Barış İçin!&#8221; başlıklı yazımda, 2005 Eylül&#8217;ünde Lübnan&#8217;dan başlayıp Filistin&#8217;e kadar &#8216;Barış&#8217; için bisiklete binen 300&#8242;e yakın kadından biri olduğumu belirtmiştim. Aynı yazıda Lübnanlılara manevi destek olabilmek adına fikir geliştirmede ve bu fikirlerin uygulanabilmesinde katkıda bulunabilecek olanlar için de bir adres vermiştim: <a href="http://groups.yahoo.com/group/lubnanicinelele">http://groups.yahoo.com/group/lubnanicinelele</a><br />
</span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;">Yazımın yayınlandığı gün grupta sadece bir kişiydim. Yazı yayınlanalı henüz çok kısa bir zaman olmasına rağmen bu adreste şimdi 250 kişiyiz. 250 yürek, barış için el ele vermek üzere biraraya geldik. Bu yahoo grubunu kurduğumda barış adına bir şeyler yapabilmek adına ümidim vardı, hayallerim vardı. Şimdi hayallerimiz ve ümitlerimiz var. Şu anda öncekinden farklı olarak var olan şey ise birlikteliğimizden kaynaklanan gücümüz.<br />
</span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;">Öğrenciliğim Ankara Üniversitesi SBF&#8217;de geçti. Mülkiye pek çoğunuzun bildiği gibi ideolojik kutuplaşmaların keskin uçlara sahip olduğu bir okuldur (ya da okuldu). O dönemlerden gözlemlediğim şeylerden biri adaletsizliğe karşı olan, yanlış olduğunu düşündüğü şeyler karşısında içinde fırtınalar koparken, eylemsizliğin acısı içerisinde kıvranan pek çok insanın bu keskin kutuplaşmalar içerisinde kendilerine yer bulamamaları sonucu içlerindeki potansiyeli dışarı çıkaracak bir zemin yakalayamadıkları. Yaşlar ilerledikçe sayıları giderek artan, kendilerine ait olabilecekleri bir ortam bulup sesini duyuramayan çoğunluğun bir araya gelip, söylemek istedikleri şeyler konusunda da uzlaşmayı başardığında dünyanın diğer ucuna sesini duyurabilecek güce sahip olacağını düşünüyorum. Buradayız, herhangi bir &#8216;..ist&#8217; olmak durumunda kalmadan, herhangi bir parti ya da grup kimliğiyle değil, bireyselliğimizle buradayız. El ele vermek bireylerinin gücünü göstermek üzere buradayız.<br />
Hepimizin farklı ideolojileri olabilir. İnsan olan ve hayatı &#8216;yemek yemek, tuvalete gitmek, lak lak etmek ve uyumak&#8217;tan ibaret olmayan herkesin olmalıdır da. Farklı ideolojik duruşularımıza rağmen yakalamayı umut ettiğim şey &#8216;barış&#8217; gibi evrensel bir değerin, ideolojisi ne olursa olsun kimsenin hayır diyemeyeceği bir değerin, ideolojik çarpışmalar altında ezilmesine, terminolojik çatışmalar arasında gözden yitirilmesine fırsat vermemekti, ki ben bunu başarabildiğimizi düşünüyorum. Bunun için ilk günden beri canla başla, hayatlarındaki başka şeylerden fedakârlık yaparak barış için, grubun biraraya gelip el ele verebilmesi için çaba sarfeden herkese çok teşekkürler.<br />
</span><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong> </strong></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Bomba atma, kart at!</strong></span><br />
</span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;">23 Temmuz&#8217;dan bugüne üç büyük şehirde ikişer toplantı gerçekleştirdik. Birlikte sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği &#8216;barış&#8217; yürüyüşlerine katıldık. Ankara&#8217;daki arkadaşlar grubun kuruluşunun üzerinden bir hafta geçmeden organize olup Lübnanlı basketbolculara manevi destek vermek üzere Türkiye-Lübnan basket maçına gittiler. Şu anda iki projemizi daha gerçekleştirmek üzere büyük bir istek ve enerji ile çalışıyoruz. Bunlardan birincisi &#8220;Bomba atma, kart at!&#8221; projemiz. Bu projede amacımız kendi ellerimizle yaptığımız &#8217;sevgi, dostluk, barış&#8217; kartpostallarıyla Lübnan halkına Türk halkı olarak yanlarında olduğumuzu hissettirmek. Amerika, İngiltere ve diğer ülkelerde de bu projeyi duyurmaya çalışarak oradaki insanların da Lübnan&#8217;a manevi destek vermelerini sağlamak. İkinci projemiz Türkiye&#8217;de, katılımın olabildiğince yüksek olduğu bir &#8216;barış&#8217; yürüyüşü düzenlemek.<br />
Biz STK (sivil toplum kuruluşu) değiliz. Tüm projelerimizi gerçekleştirirken STK&#8217;larla ortak hareket etmeyi planlıyoruz. Türkiye&#8217;de gerçekten çok iyi çalışan sivil toplum kuruluşlarımız var. Fakat bu kuruluşlar ortak hareket etme konusunda zayıflar. Grup olarak hedefimiz, bu zayıflığı olabildiğince azaltmak üzere STK&#8217;lar arası bir köprü işlevi üstlenmek ve böylece birlikteliğin gücünü yakalamak.<br />
Geçen yazıda bireyleri el ele vermek üzere gruba davet etmiştim. Bu sefer hem bireylere hem de STK&#8217;lara seslenmek istiyorum: Gelin &#8216;barış&#8217; için el ele verelim. Birlikteliğimizin gücü ve etkisi tahmin edebileceğimizden daha fazla olacaktır. </span></span></div>
<p> </p>
<p>06.08.2006</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6114">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6114</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/35/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özlemlerim</title>
		<link>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/ozlemlerim/</link>
		<comments>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/ozlemlerim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 13:02:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yayınlanan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aburcuburcu.com/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Beyrut&#8217;taydım Barış İçin! 
 
Lübnan için hayatımızdan bir-iki saat ayırıp onlara destek olacak kadar samimi miyiz duygularımızda? Bir ağ oluşturabilir miyiz?
 
Beyrut&#8217;taydım. Geçen sene Eylül ayında, barış için 400 km&#8217;ye yakın bisiklete bindik. Tüm dünyadan yaşları 19 ila 70 arasında değişen 300&#8242;e yakın kadın, tek bir yürek oradaydık. Bir şeyler yaptığımızı zannediyordum. İyi bir şeyler yaptığımıza inanıyordum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-31" title="PIC_0116" src="http://www.aburcuburcu.com/wp-content/uploads/2009/11/PIC_0116-1024x768.jpg" alt="PIC_0116" width="268" height="177" />Beyrut&#8217;taydım Barış İçin!</strong></span> </span></span></p>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong> </strong></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Lübnan için hayatımızdan bir-iki saat ayırıp onlara destek olacak kadar samimi miyiz duygularımızda? Bir ağ oluşturabilir miyiz?</strong></span></span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;">Beyrut&#8217;taydım. Geçen sene Eylül ayında, barış için 400 km&#8217;ye yakın bisiklete bindik. Tüm dünyadan yaşları 19 ila 70 arasında değişen 300&#8242;e yakın kadın, tek bir yürek oradaydık. Bir şeyler yaptığımızı zannediyordum. İyi bir şeyler yaptığımıza inanıyordum. Hepimiz inanıyorduk buna. Aradan yaklaşık bir sene geçti. Çiçekler içinde bıraktığım Beyrut&#8217;tan çocuk ağlamaları, insan çığlıkları ve bomba sesleri yükseliyor şimdi.<br />
Geçen sene 14 Eylül akşamı, Ortadoğu&#8217;da barış isteğimizi duyurmak üzere düzenlenen bisiklet turunda ülkemizi temsilen 11 kişi, başlangıç noktamız olan Beyrut Uluslararası Havaalanı&#8217;na -şimdi yerle bir olan- inmiştik. Büyük bir merak ve heyecan vardı hepimizde. Kitaplardan öğrendiğimiz, Ortadoğu&#8217;nun incisi dedikleri Beyrut nasıl bir yerdi? İnsanları nasıldı? Sokakları nasıldı? Kafamızda bir sürü soruyla pasaport kontrolünü geçtikten sonra şaşkın şaşkın, bakışlarımız şimdi ne olacak gibisinden etrafı tararken iri, kırmızı yanaklı bir adam aksanlı İngilizcesiyle oldukça sempatik, yanımıza yaklaştı. Adı Jawad. Lübnanlı. Barış turumuzun teknik organizasyonundan tamamen o sorumluymuş.<br />
Jawad, havaalanından otele kadarki yarım saatlik yolculuğumuzda bıkmadan tüm sorularımızı yanıtladı. Sürekli gülen yüzü ve kendinden emin konuşması hepimizi rahatlatmış, ilk gerginliğimizi üstümüzden atmıştı. Beyrut&#8217;un ana caddelerinden biri olan Hamra Caddesi&#8217;ndeki Otel Le Marley&#8217;e yerleştiğimizden tamamen emin olunca bir sonraki gün görüşmek üzere bizden ayrıldı.<br />
</span></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Her yerde asker</strong></span><br />
Ertesi gün hepimiz için Beyrut&#8217;u keşif günüydü. Beyrut sokaklarında ilk dikkatimi çeken şey, her yerde asker olmasıydı. Hemen hemen her köşe başında bir asker bekliyordu. 14 Şubat 2005&#8242;te düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybeden Lübnan eski başbakanı Refik Hariri&#8217;nin mozelesini ziyarete gittiğimizde etrafta neden bu kadar asker olduğunu da öğrendik. Suikastin ardından özellikle Beyrut&#8217;ta geniş güvenlik önlemleri alınmıştı. Beş kez üstüste Lübnan&#8217;da başbakan seçilen Hariri&#8217;nin, 1990&#8242;da iç savaşın sona ermesinin ardından Ortadoğu&#8217;da bitmek bilmeyen çatışmalara rağmen, yabancı yatırımcılar ve sürgündeki Lübnanlıların ülkesinde yatırım yapması için güven telkin etme çabaları ve Lübnan&#8217;da yarattığı olumlu değişiklikler, onun halk tarafından çok sevilen bir devlet adamı olmasını sağlamış.<br />
Beyrut sokaklarında ilerledikçe dikkatimi çeken şeylerin sayısı artıyordu. Caddelerin büyük bir kısmı yepyeni modern binalarla -mermi, bomba ve neyle açılabileceğini bilemediğim, insanın yüreğine korku salan o kocaman deliklerle- iç savaştan kalmış binaların garip beraberliğini yansıtıyordu. Binalar da insanlar gibi diye geçirdim içimden. Kimisi makyaj yaparak kapattığını düşünüyor yaralarını, kimileri içinse artık makyaj yapmak bile mümkün değil. Yaralar kapanmayacak kadar büyük. Onlar da umutla çocuklarını yetiştiriyorlar, barış içinde yaşayacaklar diye sevinerek. İşte onların çocuklarını da vurdu bombalar. Oysa böyle olacağını hiç düşünmemişlerdi. Kötü günleri arkada bıraktık diyerek geleceğe umutla çevrilen yüzler yine kan içinde kaldı.<br />
Anlayamadığım çok şey oluyor, politik olarak. Dönüp Lübnan tarihine baktığımda 1975&#8242;te başlayan iç savaş döneminde Suriye&#8217;nin -yardım amaçlı?- Lübnan&#8217;a girmiş olduğunu hatırlıyorum. Yaklaşık 15 yıl süren iç savaş sonunda Suriye&#8217;nin askerlerini çekmesi beklenirken sonuç hiç de beklendiği gibi olmamıştı. Halk, son dönemlerinde Suriye&#8217;nin Lübnandaki askerlerini çekmesi yönünde politika yürüten Hariri&#8217;nin öldürülmesinden Suriye&#8217;yi sorumlu tutuyor. Beyrut sokaklarında pek çok duvarda sprey boyalarla yazılmış &#8220;Suriye evine dön!&#8221;, &#8220;Katil Suriye!&#8221; gibi sloganlarla karşılaşmanız mümkün.<br />
Şu anki duruma döndüğümüzde Lübnan, Suriye, İran, İsrail, ABD arasındaki ilişkileri anlayabilmem benim açımdan mümkün görünmüyor, gerçi kendilerinin de bu ilişkileri anladığını pek zannetmiyorum. Şu günlerde sivil katliamına dönüşen Beyrut&#8217;taki bombalama olaylarına baktığımda kafam cidden karışıyor. Çocukken bir oyun oynardık: &#8220;Kim, kiminle, nerede, ne yapıyor, kim görmüş?&#8221; Her çocuk bir başlığın altına bir şeyler uydurur, yazardı. Sonunda saçma sapan cümleler çıkardı ortaya, çok gülerdik. Burada başlıkların altına uydurmadan, politik tarihe bakarak somut bir şeyler koymaya çalıştığımda çocukken güldüğümüz cümlelerden daha saçma şeyler çıkıyor ortaya, ama maalesef bu sefer gülemiyorum.<br />
Şehirde merak içinde oradan oraya dolaşırken, ara sokaklardan birinde çocuk yuvasına benzeyen bir bina dikkatimi çekti. Rahatsız eder miyim kaygısını taşıyarak yavaşça yaklaştım kapıya. &#8220;Merhaba&#8221; diye seslendim. -Onlar da &#8220;Merhaba&#8221;yı kullanıyorlar tabii- Kapıdan kafasını uzatan yaşlı bir teyze, benim yabancı olduğumu anlayınca içeri buyur etti. Bina çocuk bakımeviymiş. İçeride yaklaşık 10 kadar çocuk, kimi oyun oynuyor kimi televizyon seyrediyordu. Kısa süren bir tanışma faslından sonra İngilizce bilen bir iki ebeveyn sayesinde çok sıcak bir ortam oluştu. Bir konudan girip diğerinden çıkarken, etnik yapıdaki çeşitliliğin sorun yaratıp yaratmadığı konusundaki soruma ilginç bir yanıt geldi Waleed&#8217;den: &#8220;Bizi kendi kendimize bıraksalar, hiçbir sorunumuz yok aslında. Ama bırakmıyorlar dostça yaşayalım. Mutlaka birileri çıkarları doğrultusunda provokasyon yapıyor.&#8221; Bu düşüncesine rağmen, yurtdışına bir hayli göç veren Lübnan&#8217;da gelecekten umutlu, çocuklarını olabildiğince iyi yetiştirmeye çalışıyordu Waleed.<br />
Şimdi aklım, bakımevinde birlikte oyun oynadığım çocuklarda, 10 gün boyunca gülümsemesini bir kere bile yüzünden eksik etmeden 300 kadının sorunlarıyla teker teker uğraşan Jawad&#8217;da, ülkemi terk etmeyeceğim diyen umut dolu genç adam Waleed&#8217;de ve isimlerini hatırlayamadığım diğer güzel insanlarda. Nasıl olduklarını merak ediyorum. Haberleri her seyredişimde, her kötü haber alışımda Beyrut&#8217;tan, içime bir acı çöküyor. Bir şeyler yapabilsem diyorum. Bir şeyler yapabilsem.<br />
Bir fikir gelmişti aklıma belki yararı olur diye düşünüp Waleed&#8217;e e-posta gönderdim. Onları merak ettiğimi ve yapabileceğim bir şey olup olmadığını sordum, utanarak. Fikrim kısaca şuydu: Şu durumda bireyler olarak bizim yapabileceğimiz en iyi şey oradaki insanlara yanlarında olduğumuzu hissettirmek, manevi bir güç vermek. Lübnan ve Türkiye&#8217;deki gönüllülerle oluşturulacak bir site aracılığıyla onların çığlıklarını bizlere ve dünyaya duyurmak, acılarını paylaşmak. Çok zor günler yaşayan, seslerini kimseye duyuramayan sivil halkın sesi oluruz böylece belki. Bizler, ölümün nefesini birebir yaşayanlardan duyduğumuz zaman, her şey daha farklı görünecektir eminim. Daha gerçek, daha hayatımızın içinde. O zaman bir şeyleri değiştirebilecek duygulanıma belki hep beraber sahip oluruz. Belki ilk kez bir insanın, belki insanların hayatını değiştiriz sevgiyle.<br />
Waleed&#8217;in gönderdiği e-posta oldukça etkiledi beni. Fikri çok beğenmiş ama yapılabileceğine güvenmiyor. &#8220;İnsanlar bizi neden önemsesinler ki, onların hayatı devam ediyor&#8221; diyor. Arkasından haklı olarak biraz da Türkiye&#8217;ye sitem etmiş. &#8220;Yanımızda olduklarını söyleyen büyük devletler nerede?&#8221; diye soruyor? Ben de soruyorum kendime ve de sizlere; &#8220;Onlar için hayatımızdan bir-iki saat ayırıp onlara destek olacak kadar samimi miyiz duygularımızda? Beraber böyle bir ağ oluşturamaz mıyız sevgimizle, emeğimizle?&#8221;</span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><em>* Manevi Destek fikirinin gelişmesi ve uygulanabilmesi için katkıda bulunabilecek olanlar için adres: <em><strong><a href="http://groups.yahoo.com/group/lubnanicinelele">http://groups.yahoo.com/group/lubnanicinelele</a></strong></em></em></span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"> </span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"> </span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;">23.07.2006</span></div>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6072">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6072</a></span><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"> </span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/ozlemlerim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title></title>
		<link>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/20/</link>
		<comments>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/20/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 12:31:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yayınlanan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aburcuburcu.com/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[Sivrisineğe Ceza İnsanlığa Cefa
 
Saat 20:00. İlaç vakti. İstanbul Kurtuluş&#8217;ta bir acayip uğultu, motor sesi, ejderha nefesi esiyor, sineklere karşı ilaçlama başlıyor. Peki bu işin tek yolu bu mu? Zamanlama ve yöntem doğru mu?
Anlayana sivrisinek gaz
Kurtuluş&#8217;ta akşam vakti. Yaz mevsiminin güzel hediyelerinden biri &#8216;gece&#8217;, geç iniyor sokaklara. Çocukların aklı saklambaçta, gençlerin oynaşta, yaşlılarınsa artakalan arkadaşlarda. Sokaklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: large;"><strong>Sivrisineğe Ceza İnsanlığa Cefa</strong></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Saat 20:00. İlaç vakti. İstanbul Kurtuluş&#8217;ta bir acayip uğultu, motor sesi, ejderha nefesi esiyor, sineklere karşı ilaçlama başlıyor. Peki bu işin tek yolu bu mu? Zamanlama ve yöntem doğru mu?</strong></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Anlayana sivrisinek gaz</strong></span><br />
Kurtuluş&#8217;ta akşam vakti. Yaz mevsiminin güzel hediyelerinden biri &#8216;gece&#8217;, geç iniyor sokaklara. Çocukların aklı saklambaçta, gençlerin oynaşta, yaşlılarınsa artakalan arkadaşlarda. Sokaklar şenlikli, bir o kadar da renkli. Derken, beklenen ses duyuluyor uzaktan. Bir acayip uğultu, motor sesi, ejderha nefesi.<br />
Her zamanki gibi pencerelerimi bir an önce kapatmak üzere aceleyle evin içinde koşturuyorum. Neyse ki zamanında yetiştim. Bir tek mutfak penceresi kaldı. Onu da kapattım mı&#8230; İyi de tek endişelenen benmişim gibi görünüyor. Sokakta panikten eser yok. Herkes hayatına devam ediyor. Çocukların suratında garip bir sevinç var hatta. Ses artık çok yakınımızda. İçgüdüsel olarak mutfak penceresini de kapatıyorum. Merak kaplıyor içimi, sokağı seyre dalıyorum.<br />
Kartal sesli, ejder nefesli gözüküyor köşeden. 80&#8242;lerden kalma küçük bir kamyonet burnunu uzatıyor. Ağır ama kararlı. Endişeyle dışarıdakilere bakıyorum. Yaşlılar muhabbete devam ediyor, gençler bir yandan çiğdem atıştırıp bir yandan da şakalaşıyorlar, çocuklar sokağın ortasında gözleri kamyonette öylece bekliyorlar.<br />
Kamyonet korkunç sesler çıkararak sokağa girdiğinde arkasındaki gaz bulutu da görünüyor. Beyaz bir dev gibi. Beyaz dev gelip önce çocukları sonra tüm mahalleyi yuttu. Görüntü inanılmaz. Beyaza kesmiş ortalık, göz göze dokunmuyor. Sadece siluetler seçilebiliyor küçüklü büyüklü. İnsanlar fotoğraf negatiflerinden fırlamışlar sanki. Gerçekdışı bir manzara. Kamyonet uzaklaşıyor. İnsanlar, yoğun beyaz dumanın içinden dans edermiş gibi oldukça estetik, sıyrılıyorlar teker teker. Etobur beyaz gaz bulutu uzaklaştıkça sanrıladığım büyülü, estetik, gerçekdışı manzara yerini soğuk, ürpertici bir gerçekliğe bırakıyor.<br />
Kurtuluş saat 20:00. Azrail beyaz bulutlarla geliyor üzerimize. Bir can borcumuz var ya, ön ödemeyi yapıyoruz işte. Ömrümüzün bir bölümünü daha veriyoruz farkında olmadan. Bir yandan borcumuz azaldı artık deyip sevinmeli mi?<br />
</span></span></p>
<div><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Sivrisinek yavruları sudayken </strong></span><br />
Pek çoğumuz her gün maruz kaldığımız zararların farkında değiliz. Pek çok çevresel faktör sağlığımızı tehdit ediyor. İşin tuhaf kısmıysa bu zararları insanın kendi kendine bilerek, göre göre vermesi. Sıcak havalarla birlikte artan sinek ve haşaratları öldürmek üzere kullanılan pestisidler de son günlerde en çok maruz kaldığımız, sağlığımızı ciddi şekilde tehdit eden zararlı faktörlerden biri.<br />
Üzerimize püskürtülen bu beyaz zehirle ilgili araştırma yaparken, öncelikle mücadele yapılan dönemin uygun olmadığını öğrendim. Asıl mücadelenin yaz aylarında değil, kış aylarında sinekler sudayken yapılması gerekiyormuş. Larva halindeki sivrisinek yavruları, suda yaşadıkları süre içerisinde son derece çaresizlermiş. Bir sineğin bıraktığı larvadan 300 sinek çıkıyor. Sivrisinek larvasını devamlı aynı yere bırakırmış. Dolayısıyla, larva bırakılan yerlerin tespit edilip sürekli ilaçlanması gerekiyor.<br />
Bu yöntem uygulanırken &#8216;Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün tavsiye ettiği biyolojik ilaç dışında başka ilaç kullanılmaması gerektiğinin altı çiziliyor. Biyolojik ilaç, sadece larvalara etki ediyor, böylelikle tabii dengeyi bozmuyor, diğer canlılara zarar vermiyor. Sokak sokak hepimizin üstüne zehir sıkmaktan daha kolay gözüküyor bence.<br />
Ne hikmetse belediyeler, larvalar sinek olup uçtuktan sonra ilaçlama yapmaya başlıyor. Uzmanlar ilaçlama sırasında kokuyu alan sivrisineklerin hızla ortamı terk edip birkaç saat sonra ilaç etkisini yitirdiğinde eskisinden daha aç ve iştahlı bir şekilde geri döndüklerini söylüyorlar. Olan bizim çocuklara oluyor desenize. Birinci yanlış: Zamanlama.<br />
Doğru zamanlamayla mücadele edemedik ve larvalar sinek haline geldi. Şimdi ne yapmak lazım?<br />
</span></span></div>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>&#8216;Duman&#8217;ın kanserojen etkisi yüksek</strong></span><br />
İlaçlama iki türlü oluyormuş: İlki &#8217;sıcak (termal) sisleme&#8217; denen yöntem. Bence &#8216;dumanlama&#8217; demek daha doğru. Böcek zehri mazotla karıştırılıyor. Özel aletiyle ısıtılıp duman halinde püskürtülerek ilçe belediyelerince -gayet şahane- ilaçlama yapılıyor.<br />
&#8216;Dumanlama&#8217; yönteminin, seyreltici olarak yüksek oranda mazot kullanılması sebebiyle insan sağlığı üzerinde yüksek oranda kanserojen etkileri var. Üstelik 300-400 oC ısıda yakılan ilaç, hedef vektörler üzerinde etkisini büyük ölçüde kaybediyormuş. Yani &#8216;dumanın&#8217; etkisi yok denecek kadar az. Beyhudeliğin korkunçluğunu düşünebiliyor musunuz?<br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Yangın riski de cabası </strong></span><br />
Tüm bunların yanında, kullanılan mazot ve çıkan yoğun duman dolayısıyla uygulama sırasındaki kaza ve yangın riski de muhtemel bir başka tehlike olarak karşımıza çıkıyor. Son olarak, bu yöntemin başka bir olumsuz özelliği, yüksek oranda seyreltme yapılması ve seyreltici olarak mazot kullanılması yüzünden yüksek olan maliyetler. Ama bu pek önemli değil herhalde. Nasıl olsa belediyelerimizin gelirleri oldukça iyi.<br />
İkinci yöntem, ULV (Ultra Low Volume) yöntemi. Suda eriyen zehrin son derece küçük damlacıklar halinde püskürtülmesi. Seyreltici olarak, insan üzerinde kanserojen etkisi olan, bitki örtüsü ve diğer tüm canlılar üzerinde de zarar verici sonuçları bulunan mazot (bazen kerosen) yerine su kullanılıyor.<br />
Isı kullanılarak yapılan bir ilaçlama yöntemi olmaması, yangın riskini ortadan kaldırıyor. Hem seyreltici olarak su kullanılması nedeniyle maliyetler düşük hem de minimum miktarda ilaç maksimum büyüklükte alana atılıyor. Yanlış ilaçlamalar, sonuç vermediği gibi, belediyelerin sırtına da artı bir yük getiriyor. Halihazırda pek çok ilçede kullanılan &#8216;dumanlama&#8217; yöntemi yerine neden bu yöntemin tercih edilmediği sorusuna benim bulabildiğim bir cevap yok açıkçası. İkinci yanlış: Yöntem<br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Kuşlar ne yiyecek? </strong></span><br />
&#8216;Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün tavsiye ettiği biyolojik ilaç dışındaki ilaçların bazılarının içinde zehrin etkisini artırıcı maddeler de var. Yani bunlar sadece sineği öldürmekle kalmıyor, arı gibi yararlı diğer bazı canlıları da öldürüyor.<br />
Bu araçların bütün sokakları dolaşma olanağı var mıdır? Mümkün değil. İlaçladığınız semt apartmanlarla doluysa, yukarı katlara kaçan sinekler ne olacak? İlacın sınırlı bir alanı etkilediğini unutmayalım. Semtteki bahçeli evlerde ise ön kısmı ilaçladığınızda arka bahçedekiler ne olacak? Demek ki son sineğe kadar öldüremezsiniz, dahası seyrelttiğiniz bile söylenemez. Fakat birçok böceği öldürdüğünüz de bir gerçek. Kuşlar ne yiyecek? Yarasaları kaçırdınız. Oysa onlar bir gecede 25 bin sivrisinek ya da tatarcık yer&#8230;<br />
Şehir yoğun yaşamaya başladığımızdan beri eski topraklardan, ninelerimiz, dedelerimizden bize kalan, deneyerek öğrenilmiş çok değerli bilgiler de kaybolmaya yüz tuttu. Bir şehirli olarak, &#8220;Ne var? Yarasalar ölürlerse ölsün&#8221; deyiveririz hemen. Oysa orta yaşlarına gelmiş pek çoğumuz eskilerin yılanları bile öldürmediğini biliriz. Doğadaki canlıların her birinin, hayatın dengesini sağlayan parçalar olduğunu yaşayarak öğrenmişlerdir.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Havanda su dövüldü</strong></span><br />
İlaç mikarı ya da içindeki zehrin etkisi artırılarak yapılan ilaçlamaların bir diğer sonucu da, tüm bu ölümcül koşullarda ayakta kalan sineklerden kendilerine benzer, ilaçlara bağışıklık geliştirmiş Rambo ve Terminatör timsali yeni sinekler ürüyor.<br />
Hatırlıyorum da bazı belediyeler etki alanını artırmak için uçaktan ilaçlama yaptırmaya başlamıştı. Tonlarca zehir uçaktan püskürtülüyordu. Sinek ordularının 20 kilometre öteden takviye yapabilecekleri bilinmezden gelindi. Eskilerin bir deyimi var, &#8216;Havanda su dövmek&#8217; diye. Tam anlamıyla havanda su dövüldü senelerce. Neyse ki Sağlık Bakanlığı bu çılgınlığı yasakladı. Yoksa bütçeler sineklerle hava savaşlarına gidecekti!<br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Sineği kendimiz üretiyoruz! </strong></span><br />
Tüm bunlardan sonra sonuç sineklerle yaşamaya mahkûmmuşuz gibi görünse de birçok alternatif çözüm var. Öncelikle sineklerin yüzde 80&#8242;i insanlardan kaynaklanıyor. Sineğimizi aslında kendimiz üretiyoruz. Hemen en basitinden örnek verebilirim. Mesela evlerde çiçek yetiştirenler çiçek altlığında uzun süre kalan suyu değiştirmiyor. Buralarda sinek ürediğini hepimiz biliyoruz. Sokaktaki çöpler birer sinek üretme çiftliği zaten. Çevredeki kullanılmayan ya da temizliği yapılmayan kuyu ve süs havuzları, çeşitli amaçlarla kullanılan ve temizlenmeyen su depoları, hepsi birer sinek üretim merkezi. Örnekleri artırabiliriz. Aslında tüm bunlara dikkat ederek biz bile larva oluşumunu bir hayli azaltabiliriz.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Tarçın yaprağı mükemmel katil! </strong></span><br />
Bunun dışında, son dönemde bilim adamları pestisid kullanımında alternatif yöntemler geliştirmek üzere yoğun bir çalışma sürdürüyorlar. Örneğin Tayvanlı bilim adamları, tarçın yaprağı yağının sivrisinek larvalarını kimyasal ilaçlardan çok daha etkili biçimde öldürdüğünü tespit ettiler. &#8216;Journal of Agricultural and Food Chemistry&#8217; dergisinde yayımlanan habere göre, Tayvan Üniversitesi&#8217;nde görevli Peter Shang-Tzen Chang başkanlığındaki ekip, tarçın yaprağında bulunan 11 maddeyi &#8216;Art Aedes aegypti&#8217; türündeki sivrisineklere karşı denemiş.<br />
Dört maddenin çok etkili olduğunu ortaya çıkaran bilim adamları, özellikle tarçın-aldehit maddesinin larvaları öldürmede etkili olduğunu söylüyor. 24 saat içinde larvaların yarısı sadece 29 ppm (parts per million-milyonda partikül adedi) tarçın-aldehitle ölüyor, aynı sonuca ulaşmak için, çok yaygın kullanılan ve güçlü bir sinek ilacı olan DEET&#8217;ten 50 ppm kullanmak gerekiyor. Zaten yıllardır bilinen doğal yöntemler artık bilimsel araştırmalarla destekleniyor.<br />
Umarım bu çalışmaların sonuçları bir an önce uygulamaya geçirilir.<br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Arial,Verdana,MS Sans Serif; font-size: x-small;"><span style="font-family: Tahoma; color: maroon; font-size: small;"><strong>Hint Defnesi, Semra Çamı</strong></span><br />
Bir şekilde, yapılan yanlışlığın farkına varılacağını düşünüyorum. Umut ediyorum. Kendimize ve çevremize minimum zarar verecek yöntemlere geçmeyi beklerken bizler de evlerimizde kendi kendimize sivrisineklerden ve haşerelerden korunmak için doğal yöntemlerden yararlanabiliriz:<br />
Tarçın Yaprağı uçucu yağı, Okaliptus (Eucalyptus citriodora) uçucu yağı,<br />
Baharatlı Karanfil Yaprağı (Syzygium aromaticum) uçucu yağı, böcekleri uzaklaştırmada kullanılıyor.<br />
Semra Çamı (Pinus cembra) uçucu yağı, sivrisinek ve güveleri uzaklaştırmada, Hint Defnesi (Tea-Tree) uçucu yağı, sivrisinek ve haşere sokmalarında kullanılıyor (Cilde doğrudan sürülebilen ender uçucu yağlardandır. Kızaran ve ısırılan yere direkt sürülebilir).<br />
Kullanım şekli: Aromatik yağ lambalarından faydalanılabilir. Uçucu yağlar cilde direkt uygulanmaz. Su haznesine eklenen suya 2-3 damla uçucu yağ eklenir. Mumun ısısı ile buharlaşma gerçekleşir. Mekânın büyüklüğüne bağlı olarak işlem tekrarlanabilir. </span></p>
<p> </p>
<p>15.07.2006</p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&amp;haberno=6032">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&amp;haberno=6032</a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/20/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serzenişlerim</title>
		<link>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/featured/</link>
		<comments>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/featured/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 16:09:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yayınlanan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aburcuburcu.com/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[ANNE!  BABA!
EVİMİZİ YOK EDİYORLAR!
 
Çocukluğumdan beri İzmirli’nin huzur pınarı, dinlence diyarı, kendine özgü eğlenceleriyle cennet mekanı olmuştur Çeşme. Çeşme’nin oradan başka hiç bir yerde asla aynı mutluluğu bulamayan müdavimleri vardır yıllardır. Herşey gerektiği kadardır bu güzel yerde. Herşey kararında. Sıcağı çoktur gündüzleri. Sırf sizi değil dağı taşı terletir belki ama geceleri alır gönlümüzü hepimizin, serin rüzgarlarıyla. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-15" title="sorf2" src="http://www.aburcuburcu.com/wp-content/uploads/2009/10/sorf2-300x225.jpg" alt="sorf2" width="300" height="225" />ANNE!  BABA!</strong></p>
<p align="center"><strong>EVİMİZİ YOK EDİYORLAR!</strong></p>
<p> </p>
<p>Çocukluğumdan beri İzmirli’nin huzur pınarı, dinlence diyarı, kendine özgü eğlenceleriyle cennet mekanı olmuştur Çeşme. Çeşme’nin oradan başka hiç bir yerde asla aynı mutluluğu bulamayan müdavimleri vardır yıllardır. Herşey gerektiği kadardır bu güzel yerde. Herşey kararında. Sıcağı çoktur gündüzleri. Sırf sizi değil dağı taşı terletir belki ama geceleri alır gönlümüzü hepimizin, serin rüzgarlarıyla. Eğlencesi vardır elbette ama gürültüsü yoktur. Gürültülü mekanların çoğu yerleşim yerlerinin dışında açılmıştır. Dışında olmayanlar da saygılılardır yaşayanlara. Nasıl davranacaklarını bilirler. Çünkü onlar da çeşmelidir aslında. Dostlar çoktur çeşme’de. Neredeyse 20 senedir 30 senedir hep beraber yaşarlar. Ama kavga yoktur Çeşme’de, dargınlıklar çabuk unutulur. Çocuk çoktur çeşme’de. İkinci evleridir çeşme çocukların, büyümek için harika bir mekandır. Ama yüreği gençler de çoktur Çeşme’de. İlk evleri olmuştur artık. Senelerin yorgunluğu denizi seyrederken, yeşili koklarken, torunları kovalarken bırakılır uzaklara, bırakılır&#8230;</p>
<p>Son dönemde Çeşme üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Bu güzelim mekana göz dikenler var. Ortaya çıkışının üstünden uzunca bir süre geçtiği için unutulmaya terkedilen bir soruna tekrar dikkat çekmek istiyorum. İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 18 Şubat 2006 tarihli iki kararıyla İzmir-Çeşme ve Alaçatı bölgelerinde koruma altında olan birçok kıyı alanlarında, doğal SİT derecelerini düşürülmesi, bazı alanların da doğal SİT kapsamından çıkarılması yönünde ilke kararı aldı. Ne yazık ki her zaman olduğu gibi minareyi çalan kılıfını hazırlamış bile. Ne deniyor? Her şey Çeşme’nin gelişmesi için. Tabi, gelişme deyince akan sular duruyor. Ama neden duruyor? Bir kere kelime anlamıyla gelişme; ilerleme, büyüme demektir ama büyüme eylemi bir noktaya kadar yararlı olabileceği gibi belli bir noktadan sonra zararlı da olabilir. Büyümek her zaman olumlu sonuçlar yaratmaz. Her şey kararında olmalı. “Çeşme gelişecek.” Şimdi, bu cümle karşısında hemen “Çeşme’nin gelişmesi gerekiyor mu?” sorusunu aklıma geliyor. Bu sorunun yanıtı tabi ki büyük bir “HAYIR!” Çeşme zaten kararınca gelişmiş bir yerdir. Çeşmeliler ve ‘Çeşme severler’ olarak burayı tercih etmemizin sebebi de budur zaten; ne gelişmemişliğin olumsuz etkileri vardır ne de aşırı gelişmişliğin. Türkiye’nin en gelişmiş yerlerinden biri “Bodrum”da çok uzağımızda değil. Aksi söz konusu olsaydı aşırı gelişmiş, insan oburu bir yere gitmek isteseydik orayı seçerdik. Çeşme’yi değil. Bu sorunun ardından hemen başka bir soru daha aklımın kıvrımlarında dolaşıyor. “Biz daha fazla gelişmeyi istemiyorsak bu gelişmeyi isteyen kimdir ve neden istemektedir?” Sorunun cevabı zor gibi gözükse de aslında göründüğü kadar zor değil. Sadece hafızalarımızı yoklamamız yeterli cevabı bulmak için. Çok değil şöyle 20 sene geriye gittiğimizde farklılıklar olsa da Bodrum, Marmaris, Kuşadası da Çeşme’ye benzerdi. Herşey vardı. Kararındaydı. Bir zaman geldi, Bodrum’u daha çok geliştreceğiz dediler, Marmaris’i, Kuşadası’nı daha çok geliştireceğiz. Buraları geliştirenlerin profiline baktığımızda çoğunun “geliştirilecek bölgeden”  olmadığı çarpıyor gözümüze. Yerel yatırımcılar daha çok para kazanma hırsına kapılıp ikna edilseler de kendi evlerine, memleketlerine onlar kadar zarar veremiyor, genişleme bir noktaya geldiğinde “Duralım artık” diyorlar. Diyorlar da artık ‘canavar çark’ işletilmiş oluyor bir kere. Çarkın işlemesi için her yıl birer birer doğanın nimetlerini kurban etmek gerekiyor artık. Havası, suyu, denizi, kuşu derken hiç bir şey kalmıyor elimizde, iskeletlerden başka.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çeşme&#8217;de 1. derece sit alanı 112 bin dönüm alanı, &#8216;Turizm Geliştirme Alanı&#8217; ilan etti. Yani, Çeşme&#8217;nin üçte biri kadar bir alan daha turizme açıldı. Halihazırda üzerinde yüzde 2 oranında yapılaşma olan bu makilik arazinin üzerinde konaklama tesisleri, termal tesis, golf sahaları ve bir uçak pisti yükselecek. Yapılması planlanan tesisler yapılmış, binlerce, on binlerce turist geliyor Çeşme’ye. Dev bir Çeşme, dev bir eğlence makinesi. Kafamda canlanan görüntüyü ne kendim yaşamak, ne de yaşatmak istiyorum çocuklarımıza.</p>
<p>Kafamızda canlananların dışında alınan kararın yanlışlığına dair daha somut nedenler de ortaya koyabiliriz hemen. Yapılacak golf sahaları? Bir golf sahası yılda hektar başına ortalama 10.000 ile 15.000 m3 suya ihtiyaç duyar. 100 hektarlık bir golf sahasının bir yılda tüketeceği su miktarı yaklaşık 1 milyon m3 olacaktır. Bu da 12.000 nüfuslu bir yerleşimin ortalama yıllık su tüketimine eşittir. Hatırlıyorum da Bodrum’da bir zamanlar su sorunu diye bir şey yoktu. Ta ki insan doğal kaynakların kullanım kapasitesini zorlayıp aşıncaya kadar. Çeşme’nin bu planlanan yatırımlar gerçekleştiği zaman Bodrum’dan beter duruma geleceğini görebilmek için kahin olmamıza gerek yok. Tankerlerle taşınan sular, tıslayan musluklar…Hayır, bunları yaşamak istemiyoruz.</p>
<p>            Çeşme özellikle Alaçatı, sörfçüler için doğal bir cennet. İlk etapta sörf merkezleri gelecek potansiyel müşteriyi düşünüp ellerini oğuşturuyor olabilirler şimdi. Peki. En fazla 100 kişi alabilen bir havuza 1000 kişi hatta 2000 kişi girmeye çalışırsa ne olur? İzdiham. Hiç kimse yüzemez hatta kıpırdayamaz bile. Karar uygulamaya başlandıkça başta Alaçatı’da olmak üzere yaşanacak şey bu. Sörfçüler sörf yapacak alan bulamayacaklar. Bazıları “Ne olacak orası deniz, açılırız biz de.” diye bakabilir olaya ama bu cidden çok sığ bir bakış açısı olur. Her halükarda Ilıca plajı’nın en kalabalık halinden çok daha kalabalık bir alanda sörf yapmak ister misiniz?. Bunu neden isteyesiniz ki? Ayrıca kıyılar da denizler de sadece sörfçülerin değil ebette. Sörf sporu kazanacak diye diğerleri kaybetmeli mi? Yine aynı havuzu ele alalım. Şimdi bir 100 kişinin yarattığı kiri, kirliliği bir de 1000, 2000 kişinin yarattığı kiri, kirliliği düşünün. Muazzam bir fark olacaktır</p>
<p>            Çeşme’de yaşanabilecek negatif sonuçlar defalarca diğer bölgelerimizde yaşandı. Çıkarılan bu kanunla da olumsuz etkiler, daha ileri boyutta yaşam mekanlarımıza zarar vermeye devam edecek. Hatalardan ders almak için illa teker teker herkesin başına gelmeli mi zarar, ziyan? Başkasına zarar veren hatalardan ders almak mümkün değil mi? Bize birşey olmaz edebiyatı iliklerimize bu kadar mı işlemiş? Herkes kendi çevresinden başlasın temizliğe anlayışını kabul eden biri olarak sesleniyorum: Anne! Baba! Evimizi yok ediyorlar! Birşeyler yapın.</p>
<p> </p>
<p>03.092006</p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6209">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&amp;haberno=6209</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aburcuburcu.com/yayinlanan/featured/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
