ANNE! BABA!
EVİMİZİ YOK EDİYORLAR!
Çocukluğumdan beri İzmirli’nin huzur pınarı, dinlence diyarı, kendine özgü eğlenceleriyle cennet mekanı olmuştur Çeşme. Çeşme’nin oradan başka hiç bir yerde asla aynı mutluluğu bulamayan müdavimleri vardır yıllardır. Herşey gerektiği kadardır bu güzel yerde. Herşey kararında. Sıcağı çoktur gündüzleri. Sırf sizi değil dağı taşı terletir belki ama geceleri alır gönlümüzü hepimizin, serin rüzgarlarıyla. Eğlencesi vardır elbette ama gürültüsü yoktur. Gürültülü mekanların çoğu yerleşim yerlerinin dışında açılmıştır. Dışında olmayanlar da saygılılardır yaşayanlara. Nasıl davranacaklarını bilirler. Çünkü onlar da çeşmelidir aslında. Dostlar çoktur çeşme’de. Neredeyse 20 senedir 30 senedir hep beraber yaşarlar. Ama kavga yoktur Çeşme’de, dargınlıklar çabuk unutulur. Çocuk çoktur çeşme’de. İkinci evleridir çeşme çocukların, büyümek için harika bir mekandır. Ama yüreği gençler de çoktur Çeşme’de. İlk evleri olmuştur artık. Senelerin yorgunluğu denizi seyrederken, yeşili koklarken, torunları kovalarken bırakılır uzaklara, bırakılır…
Son dönemde Çeşme üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Bu güzelim mekana göz dikenler var. Ortaya çıkışının üstünden uzunca bir süre geçtiği için unutulmaya terkedilen bir soruna tekrar dikkat çekmek istiyorum. İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 18 Şubat 2006 tarihli iki kararıyla İzmir-Çeşme ve Alaçatı bölgelerinde koruma altında olan birçok kıyı alanlarında, doğal SİT derecelerini düşürülmesi, bazı alanların da doğal SİT kapsamından çıkarılması yönünde ilke kararı aldı. Ne yazık ki her zaman olduğu gibi minareyi çalan kılıfını hazırlamış bile. Ne deniyor? Her şey Çeşme’nin gelişmesi için. Tabi, gelişme deyince akan sular duruyor. Ama neden duruyor? Bir kere kelime anlamıyla gelişme; ilerleme, büyüme demektir ama büyüme eylemi bir noktaya kadar yararlı olabileceği gibi belli bir noktadan sonra zararlı da olabilir. Büyümek her zaman olumlu sonuçlar yaratmaz. Her şey kararında olmalı. “Çeşme gelişecek.” Şimdi, bu cümle karşısında hemen “Çeşme’nin gelişmesi gerekiyor mu?” sorusunu aklıma geliyor. Bu sorunun yanıtı tabi ki büyük bir “HAYIR!” Çeşme zaten kararınca gelişmiş bir yerdir. Çeşmeliler ve ‘Çeşme severler’ olarak burayı tercih etmemizin sebebi de budur zaten; ne gelişmemişliğin olumsuz etkileri vardır ne de aşırı gelişmişliğin. Türkiye’nin en gelişmiş yerlerinden biri “Bodrum”da çok uzağımızda değil. Aksi söz konusu olsaydı aşırı gelişmiş, insan oburu bir yere gitmek isteseydik orayı seçerdik. Çeşme’yi değil. Bu sorunun ardından hemen başka bir soru daha aklımın kıvrımlarında dolaşıyor. “Biz daha fazla gelişmeyi istemiyorsak bu gelişmeyi isteyen kimdir ve neden istemektedir?” Sorunun cevabı zor gibi gözükse de aslında göründüğü kadar zor değil. Sadece hafızalarımızı yoklamamız yeterli cevabı bulmak için. Çok değil şöyle 20 sene geriye gittiğimizde farklılıklar olsa da Bodrum, Marmaris, Kuşadası da Çeşme’ye benzerdi. Herşey vardı. Kararındaydı. Bir zaman geldi, Bodrum’u daha çok geliştreceğiz dediler, Marmaris’i, Kuşadası’nı daha çok geliştireceğiz. Buraları geliştirenlerin profiline baktığımızda çoğunun “geliştirilecek bölgeden” olmadığı çarpıyor gözümüze. Yerel yatırımcılar daha çok para kazanma hırsına kapılıp ikna edilseler de kendi evlerine, memleketlerine onlar kadar zarar veremiyor, genişleme bir noktaya geldiğinde “Duralım artık” diyorlar. Diyorlar da artık ‘canavar çark’ işletilmiş oluyor bir kere. Çarkın işlemesi için her yıl birer birer doğanın nimetlerini kurban etmek gerekiyor artık. Havası, suyu, denizi, kuşu derken hiç bir şey kalmıyor elimizde, iskeletlerden başka.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çeşme’de 1. derece sit alanı 112 bin dönüm alanı, ‘Turizm Geliştirme Alanı’ ilan etti. Yani, Çeşme’nin üçte biri kadar bir alan daha turizme açıldı. Halihazırda üzerinde yüzde 2 oranında yapılaşma olan bu makilik arazinin üzerinde konaklama tesisleri, termal tesis, golf sahaları ve bir uçak pisti yükselecek. Yapılması planlanan tesisler yapılmış, binlerce, on binlerce turist geliyor Çeşme’ye. Dev bir Çeşme, dev bir eğlence makinesi. Kafamda canlanan görüntüyü ne kendim yaşamak, ne de yaşatmak istiyorum çocuklarımıza.
Kafamızda canlananların dışında alınan kararın yanlışlığına dair daha somut nedenler de ortaya koyabiliriz hemen. Yapılacak golf sahaları? Bir golf sahası yılda hektar başına ortalama 10.000 ile 15.000 m3 suya ihtiyaç duyar. 100 hektarlık bir golf sahasının bir yılda tüketeceği su miktarı yaklaşık 1 milyon m3 olacaktır. Bu da 12.000 nüfuslu bir yerleşimin ortalama yıllık su tüketimine eşittir. Hatırlıyorum da Bodrum’da bir zamanlar su sorunu diye bir şey yoktu. Ta ki insan doğal kaynakların kullanım kapasitesini zorlayıp aşıncaya kadar. Çeşme’nin bu planlanan yatırımlar gerçekleştiği zaman Bodrum’dan beter duruma geleceğini görebilmek için kahin olmamıza gerek yok. Tankerlerle taşınan sular, tıslayan musluklar…Hayır, bunları yaşamak istemiyoruz.
Çeşme özellikle Alaçatı, sörfçüler için doğal bir cennet. İlk etapta sörf merkezleri gelecek potansiyel müşteriyi düşünüp ellerini oğuşturuyor olabilirler şimdi. Peki. En fazla 100 kişi alabilen bir havuza 1000 kişi hatta 2000 kişi girmeye çalışırsa ne olur? İzdiham. Hiç kimse yüzemez hatta kıpırdayamaz bile. Karar uygulamaya başlandıkça başta Alaçatı’da olmak üzere yaşanacak şey bu. Sörfçüler sörf yapacak alan bulamayacaklar. Bazıları “Ne olacak orası deniz, açılırız biz de.” diye bakabilir olaya ama bu cidden çok sığ bir bakış açısı olur. Her halükarda Ilıca plajı’nın en kalabalık halinden çok daha kalabalık bir alanda sörf yapmak ister misiniz?. Bunu neden isteyesiniz ki? Ayrıca kıyılar da denizler de sadece sörfçülerin değil ebette. Sörf sporu kazanacak diye diğerleri kaybetmeli mi? Yine aynı havuzu ele alalım. Şimdi bir 100 kişinin yarattığı kiri, kirliliği bir de 1000, 2000 kişinin yarattığı kiri, kirliliği düşünün. Muazzam bir fark olacaktır
Çeşme’de yaşanabilecek negatif sonuçlar defalarca diğer bölgelerimizde yaşandı. Çıkarılan bu kanunla da olumsuz etkiler, daha ileri boyutta yaşam mekanlarımıza zarar vermeye devam edecek. Hatalardan ders almak için illa teker teker herkesin başına gelmeli mi zarar, ziyan? Başkasına zarar veren hatalardan ders almak mümkün değil mi? Bize birşey olmaz edebiyatı iliklerimize bu kadar mı işlemiş? Herkes kendi çevresinden başlasın temizliğe anlayışını kabul eden biri olarak sesleniyorum: Anne! Baba! Evimizi yok ediyorlar! Birşeyler yapın.
03.092006
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6209
Are you a professional journalist? You write very well.
In truth, immediately i didn’t understand the essence. But after re-reading all at once became clear.